Blog

Temellere Dönüş

Temellere Dönüş

Temellere Dönüş

Perakende işi, özellikle gıda perakendesi (marketçilik) aslında en yalın ticaret işlerinden biridir.

Uygun bir şekilde satılabilecek ürünleri, satılabilecek fiyatlara ve satılabilecek miktarlarda alıp müşteri beğenisine sunmak perakendecinin temel işidir. “Uygun bir şekilde” derken, fiyatının uygunluğundan ziyade bir bütün olarak düşünmemiz gerekir. Ürünün pazardaki talebinden tutun, saklama koşullarına, ambalajından yapılan reklam yatırımlarına kadar her ürünün “UYGUN” bir şekilde olduğuna bakıp satış yapmaya çalışmaktır Perakendecilik.

Perakende işi yapan ve piyasada uzun zamandan beri porfesyonel olarak çalışanlar bilir, bu sektörde “Temellerimize dönelim” deyimi çok kullanılır, özellikle de uluslararası firmalarda. Bu sözü biraz irdeleyip, az evvel UYGUN tanımından devam edip biraz perakendecilerin yapması gerekenleri konuşalım.

“Temellere Dönüş” aslında çok sevdiğim bir laftır. Çünkü gerçek anlamda kendimizi tekrar sorgulamak, doğru soruları sormamıza ve doğru işleri yapmamıza sevk eder.

Neden bu deyim kullanılır? Perakendecilikte genelde bulunduğumuz noktadan memnun olmayız, sürekli yeni uygulamalar ve yeni yöntemler kullanarak müşteri talebi yaratmaya çalışırız. Biz böyle öğrendik. Müşteri bizi değil rakibimizi tercih ettiğinde neden tercih ettiğine bakar ondan daha iyisini yapmaya çalışırız.

Bir anekdot: Bir zamanlar rakibimiz olan firmanın kampanyasında çok uygun bir fiyata televizyon ve müzik seti görmüştüm. Sektör şefim “daha iyisini yapmalıyız, daha ucuza, daha fazla ürün teşhir edip (sanki çok olunca daha ucuz oluyor!), müşterinin aklında bir “uzman” satıcı imajı uyandırmak zorundayız” derdi.

Onun için her seferinde bir kat fazla “televizyon piramidi” yapardım. Biz öyle yapınca onlar da piramit değil kule yaparlardı. Bu sefer onlardan nasıl daha farklı oluruz ve müşteri ilgisini çekeriz diye düşünürdük. Bunun sonu artık mağazanın tavanıydı neredeyse.

İşimizin bir parçası da sattığımız ürünleri iyi bir şekilde müşterilere duyurmak ve her seferinde acaba nasıl bir kampanya yapsam diye düşünülür. Genelde de daha önce yaptığımız kampanyaları tekrar etmeyi sevmeyiz, başkası ne yapmış ona bakıp “vay be!” diye hayıflanırız. Yine önceki gibi bir yarışa girip yeni bir şey bulmaya çalışırız. Daha farklı olsun, hiç denenmemiş olsun veya rakibimiz yaptığında “otoparkta çok araba oluyor”, veya “mağazanın içi kaynıyor” diye konuşuruz. Ve sürekli yeni ve karmaşık kampanyalar düşünmeye başlarız. Veya çok yalın şekilde bir kampanya başlatmak isteriz ancak bunun neticelerinin neler olduğunu hesaplamayız.

Bir anekdot daha: Hizmet verdiğimiz bir müşterimizin aklından hiç çıkmayan bir kampanya var ve mutlaka kampanya yapalım dendiğinde “1 alana 1 bedava” kampanyası gelir. Peki diyoruz, yapalım ancak bu kampanyanın bedavasını nasıl karşılayacağız diye sorduğumuzda, kimse bilmiyor, hatta daha da ileri gidip, “firmalardan %10 indirim alabiliriz” diye cevap da aldık. Bir sonraki adımı düşünmeden veya olabilecek etkileri düşünmeden hareket etmemeliyiz.

Bu durum hep yenilik peşindeyken veya hep başkasının yaptığına gıpta etmekle meşgulken asıl kendi mağazamızda neler olup bittiğini göremiyoruz. Çoğu zaman da ürünlerin önünde etiket olmuyor bunu göremiyoruz, veya ürün depoda bitmiş kimse akıl edip sipariş vermemiş hatta da ileri gidelim bazı ürünlerin yeri boş olduğundan müşteriye kötü görünmesin diye yerine başka ürün ile doldurulmuş olur. Bu durum tam anlamıyla komşunun tavuğu kaz görünür misali, kendi işimiz elimizden kaçar.

Aslında perakendenin çok önemli 3 doğrusu var, burada şunu belirteyim perakendenin (bazılarının dediği gibi) 5 – 6 veya 7 doğrusu olabilir, hangi ekolde bu işi öğrendiğinize göre değişebilir, ama gerçek ve saf perakendeciliğin 3 doğrusu var.

Talep gören ürünü doğru fiyata , doğru zamanda ve doğru miktarda satmak perakendecinin asıl işidir.

Ve buradan yineliyorum, temellerimize dönelim ve müşteri açısından önemli olan konuları gözden geçirelim, buna göre tedbirlerimizi alalım, çalışanlarımıza da bu yönlerle perakendeciliği “aşılayalım”. Mutlaka sıra dışı kampanyalar yapılmalı, müşteriye değişik şeyler göstermeli, ancak kendi temellerimizi unutmamalıyız.

Kaldı ki her işin bir uzmanı var, biz temellerimizi sağlam oturtalım, temellerimize sahip çıkalım ve bunlar (müşteri açısından) olmazsa olmazlarımız olsun, gerisi zaten gelir. Bir şekilde kampanyalar da yapılır, başka ciro arttırıcı faaliyetler de yapılır, hatta verimlilik çalışmaları ile kar oranı da yükselir.

Geçen gün bir sosyal paylaşım ağı olan Linkedin’de bir arkadaş sormuş: “Perakendeciler için en önemli eğitim nedir?” diye. Başka bir arkadaş ise şu cevabı vermiş: “Management by walking around”. Bunun anlamı “Etrafta Dolaşarak Yönetim” ve çok ilgimi çekti. Bu yönetim stilinin örneklerine baktığımızda gerçekten de çok başarılı olmuş firmalarla karşılaşılıyor.

Bu tarzın temeli sadece bakmak değil ama görmektir. Her gün baktığımız şeyleri nasıl görmeye başlarız? Sanki hiç görmemişçesine ve her şeyi merak edip etrafımıza sorarak. Sadece yöneticilerimize değil, tüm personelimize

– Bu neydi?

– Bunu neden böyle yapıyorsun?

– Başka şeyler denediniz mi?

– Müşteriler bu konuda ne düşünüyor?

Aynı şeyi müşterilerimizle de yapabiliriz. Hatta kendi kendimize de yapmamız gerekir bazen. Müşteri yerine kendimizi koyalım ve işyerimizi onun gözüyle dolaşalım. Ve kendimize sorular soralım,

– Bu ürün nedir?

– Kaç paradır?

– Neden buraya konmuş?

– Aradığım her şeyi bulabiliyor muyum?

– Ben alır mıydım? Peki ben başka bir profil olsaydım alırmıydım?

– Hijyen nasıl?

Vesaire vesaire.. ve gelelim tekrar temellerimize, biz müşterimiz için her gün temel işimizi yapıyor muyuz?

Onun için çok karmaşık işleri bir kenara bırakalım, temel işlerimizi DOĞRU bir şekilde yapalım.
Saygılar

Posted in: Blog, Perakendeci Görüşleri

Leave a Comment (0) ↓